HABER MERKEZİ- AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Parti Sözcüsü Ömer Çelik,NTV canlı yayınında Ahmed Arpat’ın sunduğu Özel Röportaj programında konuşuyor.
"İRAN'A VAHŞİCE SALDIRILDI"
Çelik'in açıklamalarından öne çıkan satır başları şöyle;
"Bilinen siyasi tarih içerisindeki en korkunç savaşlardan bir tanesi. Birçok açıdan. Hem savaşın vahşiliği açısından, hem başlama şekli açısından, hem de bundan sonra doğuracağı sonuçlar açısından. Amerika ve İsrail'in İran'a bu şekilde saldırmasının hiçbir hakkaniyet temeli yok. Hiçbir hukuki temeli yok. Doğrudan saldırganlık, barbarlık dediğimiz bir tutumla İran hedef alınıyor. Bir de tabii İran'la esas konu olan nükleer müzakereler konusunda bir diplomasi masası kurulmuşken, işte birinci görüşme yapıldı, ikinci görüşme yapıldı. Üçüncü görüşmenin Viyana'da yapılma vakti gelmişti. Herkes o görüşmeye hazırlanıyordu. Bu sırada bu vahşi saldırılar Amerika ve İsrail tarafından İran'a dönük olarak gerçekleştirildi.
"BU OLAYLA BİRLİKTE DÜZEN DİYE BİR ŞEY KALMAMIŞTIR"
Bunun tabii şöyle bir sonucu var. Diplomasi masasını bundan sonra kim ne için kursun? Yani aslında diplomasinin esası savaşı önlemek için. Savaşın ortaya çıkaracağı maliyetler herhangi bir şekilde kimse için, insanlık için bir sorun doğurmasın diye kurulmuş bir şeydir. Bu kalktığı zaman kaba güçten, kuvvetten başka bir şey konuşulmaz. İkinci husus dünya düzeni dediğimiz olguyla ilgili. Yani çok uzun zamandır çeşitli olaylar vesilesiyle İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan dünya düzeninin dikişlerinin zorlanmaya başladığını, dikişlerinin bazı yerlerden yırtıldığını, bunun güncellenmesi gerektiğini konuşuyorduk. Ama şunu net söyleyebiliriz artık, bu olayla birlikte düzen diye bir şey kalmamıştır. Yani düzenin güncellenmesi diye bir şeyden bahsedemeyiz. Çünkü ortada bir düzen yok, güncelleyecek bir şey yok. Çünkü kurala dayalı düzen medeniyetin en büyük kazanımıdır. Yani savaşın kurala bağlanması, savaş sürecinin kurala bağlanması. Şimdiye kadar neydi? Kural olarak bu uygulanmasa bile, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı olmadan ya da meşru müdafaa hakkı söz konusu olmadan herhangi bir savaşın söz konusu olmamasıydı güç yoluyla. Bu şekilde bir ülkenin, iki ülkenin başka bir ülkeyi haksız, hukuksuz, saldırgan bir şekilde, vahşi bir şekilde hedef alması demek bildiğimiz anlamda düzen kavramının, kural kavramının ortadan kalkması anlamına geliyor.
Tabii burada bir de alt başlıklar var. Alt başlıklardan bir tanesi şu. Mesela diyor ki rejim değişikliği talebiyle bunu yapıyoruz diyor. Şimdi rejimini her beğenmediği ülkeye bir başka ülke savaş açarsa rejim sebebiyle, o zaman dünyada barış içerisinde bir metrekare yer bile kalmaz. Her taraf kan gölüne döner. Sonra Amerikalı bir senatörün, açıktan bu din savaşıdır, Haçlı savaşıdır gibisinden birtakım sözler kullanması. Bütün bunları üst üste koyduğunuzda son derece korkunç bir manzara çıkıyor ortaya.Şimdi bu tür dini birtakım sembollerin, üstelik çatışma bağlamı içerisinde çok daha yoğun kullanıldığı bir tabloyla karşı karşıyayız.
"TÜRKİYE'DE MÜZAKERE BAŞKA OLURDU"
Bazı dostlarımızla bir araya geldiğimizde birisi şöyle bir değerlendirmede bulunmuştu, bir akademisyen dostumuz, "İyi ki Türkiye'de olmamış" Yani müzakere masası Türkiye'de kurulmuşken böyle bir şey olması çok sıkıntılı olur diye. Orada ikinci bir görüş de söylendi ki ben şimdi söyleyeceğimiz ikinci görüşten yanayım. Hayır, İstanbul'da olsaydı, Türkiye'de olsaydı, Sayın Cumhurbaşkanımızın ev sahipliğinde olsaydı bunun ağırlığı başka türlü olurdu. Bu masanın ağırlığı. Çünkü Türkiye, Ukrayna Rusya savaşında da masa kuran bir ülke. Dünyanın çeşitli kriz bölgelerinde masa kuran bir ülke ve bu konularda da bütün tarafların desteğini alan bir ülke. Tabii ki bunu şimdi bilemeyiz ama bunun ağırlığı muhakkak surette farklı olurdu. O zaman ben şimdi konumum gereği masa burada niye kurulmadı, başka yerde kuruldu onunla ilgili analize girmeyeyim. Ama çeşitli değerlendirmeler de yapılmıştı.
İRAN'DA YENİ LİDERMÜCTEBA HAMANEY
Biz İran Devleti’nin, İran halkının iradesine saygı duyarız. Yani bizim şu kişi olsun, bu kişi olsun, böyle bir tercih olsa başka türlü gider gibisinden söyleyebileceğimiz bir şey değil bu. Fakat tabii biraz İran sistemini de tanımak lazım. Yani oradaki nihayetinde işte bu Uzmanlar Meclisi denilen ayetullahlardan oluşan bir meclis seçiyor. Pek çok kriter burada gerçekleşiyor. Her seçimde devrimden sonra her seçimle ilgili olarak yani Ali Hamaney’in seçilmesiyle ilgili olarak da benzer tartışmalar gündeme gelmişti. Ama sonuç olarak orası da bir dini otorite makamı, aynı zamanda devlet başkanlığının üstünde bir makam olarak. Yani devlet başkanları, hükümet başkanları gittiği zaman dini liderle de görüşüyorlar. Sayın Cumhurbaşkanımızın başbakanlığı ve cumhurbaşkanlığı dönemlerinde de bu görüşmeler oldu defalarca. Dolayısıyla öyle çok radikal bir politika değişikliği, dini liderin şu ya da bu kişi olmasına göre olacak ya da bu şekilde politika değişir demek İran’ı çok tanımamak, İran devlet mimarisini, İran devlet işleyişini çok iyi bilmemek anlamına gelir.



