
Metin Aktaşoğlu / metin.aktasoglu@milliyet.com.tr- Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus liderin Pekin'e yapacağı ziyaret öncesinde geçen Pazar günü birbirlerine “tebrik mesajları” gönderdi. Evet Putin, Pekin'e bir ziyaret gerçekleştirecek. Hem de ABD Başkanı Donald Trump, tarihi zirvenin ardından Çin'den ayrıldıktan dört gün sonra... Çin devlet medyasına göre Şi Cinping, Rusya ve Çin arasındaki ikili işbirliğinin “sürekli olarak derinleştiğini ve sağlamlaştığını” belirterek, bu yılın iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın 30. yıldönümü olduğunun altını çizdi. 19 ve 20 Mayıs tarihlerinde gerçekleşecek ziyaret hakkında Çin'in devletinin himayesinde İngilizce yayın yapan gazete Global Times'ta yayınlanan bir makalede, ABD ve Rusya devlet başkanlarının ziyaretleri “Pekin'in küresel diplomasinin odak noktası olarak hızla boy gösterdiğini” ifade ediliyordu:
“Dar bir takvimde gerçekleşen bu ziyaretler geniş yankı uyandırdı ve analistler Soğuk Savaş sonrası dönemde bir ülkenin ABD ve Rusya liderlerini bir hafta içinde peş peşe ağırlamasının son derece nadir olduğunun altını çiziyor.”
Pekin'in Moskova'yla derinleşen ilişkisi, özellikle Rusya'nın 2022'de Ukrayna'ya topyekün bir işgal başlatmasından bu yana Batı'da bir endişe kaynağı. Hatta Batılı diplomatlar, akademisyenler ve analistler, Çin'in o zamandan beri Rusya'ya verdiği ekonomik ve diplomatik desteğin çatışmanın devam edebilmesine yardımcı olduğunu öne sürüyor. Peki hem bu bağlam hem de Trump'ın ziyaretinin üzerinden daha bir hafta geçmemiş olması Putin'in Pekin ziyaretine nasıl anlam katıyor? Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Kamer Kasım, Milliyet.com.tr için değerlendirdi.
PUTIN'İN ÇİN'E 25. ZİYARETİ
15 Mayıs'ta Trump'ın ziyareti sona erdikten bir gün sonra Çin Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamayla, Şi Cinping’in daveti üzerine Putin’in 19-20 Mayıs tarihlerinde Çin’e resmi ziyarette bulunacağı duyurulmuştu. 18 Mayıs'ta ise Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun, Putin’in yaklaşan ziyaretine ilişkin açıklamalarda bulunurken bahse konu ziyaretin Putin’in Çin’e yapacağı 25. ziyaret olacağını belirtti. Guo, ziyaret sırasında iki ülke liderinin ikili ilişkiler, çeşitli alanlardaki iş birlikleri ve her iki tarafı da ilgilendiren uluslararası ve bölgesel konular üzerinde fikir alışverişinde bulunacaklarını duyurdu. Prof. Dr. Kasım, buluşmanın zamanlamasına dair “Tabii aslında bu önceden belirlenmiş bir ziyaret ama şöyle bir önemi var; enerji piyasasındaki özel dalgalanmalardan sonra Çin'le Rusya'nın 'görüşmesi gereken şeyler var” diyerek şu hatırlatmalar ve tespitlerde bulunuyor:
Alıntı MetniTam bu noktada iki ülke arasındaki ticarete mercek tutmakta fayda olabilir. Çin ve Rusya arasındaki ikili ticaret 2022'den bu yana rekor seviyelere ulaştı hatta Rusya ihracatının dörtte birinden fazlasını Çin'e yapıyor. Batı dünyası Çin'in Rusya'dan büyük miktardaki ham petrol alımlarını, Moskova'ya Ukrayna'daki savaş için yüz milyarlarca dolarlık gelir sağladığını öne sürüyor. Centre for Research on Energy and Clean Air (Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi) tarafından derlenen verilere göre Pekin, işgal başladığından bu yana Rusya'dan 367 milyar dolardan fazla fosil yakıt satın aldı.
PEKİN'İN PETROL GÜVENLİĞİ...
Hatta bakış açımızın ölçeğini büyütürsek ABD ve İsrail'in İran'a saldırmasıyla patlak veren ve Hürmüz Boğazı'nı kilitleyen krizin Çin'in enerji güvenliği üzerinde çok büyük bir etki yaratmamasının sebeplerinden biri de aslında Rusya'yla olan bu ticaret. Düşünce kuruluşu Atlantic Council(Atlantik Konseyi) bünyesindeki kıdemli araştırmacılardan Joseph Webster, Pekin'in gelecekte yeniden bir çatışma yaşanması durumunda enerji tedarik sürecini güvence altına almak için Moskova ile daha geniş bir fosil yakıt anlaşması imzalamayı hedefleyebileceğini dile getiriyor. Hatta Webster, Rusya'nın Çin'e doğru petrol boru hattı kapasitesini genişletmesinin gelecekte “Tayvan'da yaşanabilecek bir gelişmede Pekin'in petrol güvenliğini önemli ölçüde artıracağını" vurguluyor. Rusya, iki ülke arasındaki mevcut şebekeye 50 milyar metreküp kapasite daha ekleyecek olan “Sibirya'nın Gücü 2” doğalgaz boru hattı projesinin hayata geçirilmesi için de Çin'e telkinlerde bulunmakta.
Prof. Dr. Kamer Kasım da bu enerji ticareti meselesini boyutlandırırken “Türkmenistan” hatırlatması da yapıyor ve “Malumunuz Türkmenistan doğalgazının ana müşterisi Çin oldu. Türkmenistan'dan Çin'e dört doğalgaz boru hattı var. Dördü de bitmiş durumda ancak üçü faal” diyerek “Bunun yanında Rusya'dan da doğalgaz alıyor ve petrol alımını da arttırmak istiyor. Şimdi bunun nedeni ne? Şöyle ki Çin'in Orta Doğu'dan alacağı petrol tankerlerle Malakka Boğazı'ndan geçmek zorunda. Burada yaşanabilecek bir sıkıntıda Çin için enerji güvenliğini arttırma noktasında Rusya ile ilişkiler önemli" şeklinde devam ediyor.
SWIFT KISKACINDA TEK ÇIKIŞ KAPISI
Tabii ki Rusya için de Çin'i yanında tutmak hayati önem taşıyor. Putin ve Şi, 40'tan fazla kez bir araya geldi. Burada Batılı liderlerle kıyaslanmayacak kadar yoğun bir görüşme trafiğinden söz etmek mümkün. Hele ki Ukrayna Savaşı'nın başlangıcından bu yana Rusya için Çin'in değeri fazlasıyla artmış durumda... Prof. Dr. Kasım “Şimdi şöyle düşünün; Rusya SWIFT dahil bütün Batı finans sistemlerinden çıkarıldı. Yani ciddi miktarda sattığı ürünün dahi ödemesini alma noktasında sıkıntı yaşıyor. Doğal olarak SWIFT alternatifi bir sisteme sahip olan Çin, aynı zamanda komşu olmaları özelliğiyle de Rusya'ya katkı sunan bir ülke oldu ama karşılığında tabii ucuz enerji almış oldu. Rusya bu ilişkinin devamını istiyor. Bu ilişki kesilmesin istiyor” ifadelerini kullanırken ABD'nin burada oynayabileceği potansiyel rolün de altını çiziyor:
Alıntı MetniTrump'ın geçen hafta Şi ile yaptığı görüşmelerde ne Ukrayna'daki savaş ne de Çin-Rusya ilişkileri önemli yer tuttu. Çin'in görüşmeye dair açıklamasında “Ukrayna krizine” kısaca değinilirken, ABD cephesinin açıklamasında bu konuya hiç yer verilmedi. Bunun yerine, ABD-Çin görüşmeleri ticaret, Tayvan ve Orta Doğu'daki savaşa odaklanmış gibi görünüyordu; Trump, Çin'in Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasının önemi konusunda kendisiyle aynı fikirde olduğunu dile getiriyordu.
Şi'nin beklenen üzere en net konuştuğu mesele Tayvan meselesiydi ve bahse konu meselenin doğru şekilde ele alınmaması durumunda olası bir çatışma konusunda uyarılarda bulundu. Trump'ın Pekin'den ayrılırken, Tayvan'a milyarlarca dolar değerindeki silah satışını onaylayıp onaylamayacağına henüz karar vermediğini söyledi. Satışın ola ki durdurulduğu bir senaryo, Pekin için büyük bir diplomasi zaferi olur. Rusya, Çin-ABD ilişkilerini bu bağlam dahilinde de yakından takip ediyor.
AVRASYA'DA GİZLİ REKABET: ÇİN, UKRAYNA'YLA UĞRAŞAN RUSYA'DAN MEMNUN
Temelde -ve normal şartlarda- Avrasya düzleminde Çin ve Rusya arasında bir jeopolitik rekabet olduğunun altını çizen Prof. Dr. Kamer Kasım, Ukrayna'daki savaşa odaklanmak için Rusya'nın mecburen Avrasya'dan çekildiğini ve haliyle Çin'in söz konusu savaşın devamından memnun olduğunu ileri sürüyor. Prof. Dr. Kasım aynı konuya Rusya çerçevesinden bakarken ise şu tespitlerde bulunuyor:
Alıntı MetniBu alttan alta varlığını sürdüren rekabet ABD açısından da geçmişten beri önemli bir nokta. Prof. Dr. Kasım konunun tarihsel boyutunu hatırlatırken, “Aslında Soğuk Savaş döneminde de taraflar (Çin-SSCB) arasında ciddi rekabet vardı. Zaten ABD'nin 'Tek Çin' politikasına geçmesi, Çin'i tanıması, Tayvan'ı değil Çin Halk Cumhuriyeti'ni Çin'in tek temsilcisi olarak tanıması 1971'den itibaren Çin'le Sovyetler Birliği arasındaki rekabetten yararlanma düşüncesiydi. Çin o günlerden bu yana özellikle SSCB'nin tarih sahnesinden silindiği 90'lardan itibaren çok güçlendi” diyor.



